Assos (Behramkale) un Bozcaada denilen yer olduğunu zannedecek kadar bir gezginim işte,ama bu defa Bozcaada’yı gezdim dostlar ve  bu gezinin size bir Bozcaada seyahatinizde faydalı olabileceğini umuyorum.

Bir defa her nereye giderseniz gidin yanınızda kafadar ya da birlikte olmaktan keyif aldığınız biri olmazsa,ya da bunun tam tersi biri ile iseniz oraya cehennemi de götüreceğinizi garanti ederim.Ben en sevdiğim ile gittim.Ucunda ölüm olsa onunla seve seve giderim.

Çanakkale üzerinden Geyikli ye ulaşıp oradan Feribotla geçiyorsunuz Bozcaada ya.Gestaş dan (www.gdu.com.tr) gidiş ve dönüş bileti almadıysanız da şansınızı deneyin derim.Biz Bozcaada ya feribotla geçeceğimizi unutup yollarda kavga ede ede giderken karşımıza birden ‘’aaaa bilet almalıymışız’’ gerçeği çıkmıştı,ama yılmayıp devam etik ve son feribot 12:30 da olduğu halde biraz sürat yapıp yakalamıştık feribotu.

Yolda ‘’Bozcaada pahalı oteller’’ diye Google a yazıp da bulduğum birkaç otelin arasından birini aradım.’’Athenada’’ isimli eski bir rum evinin otele dönüştürüldüğü sahibesi Serap hanımın da otelde kaldığı bir butik otele ulaştık.Odası geniş ve çok temiz idi.Tavsiyem Bozcaada da kalacağınız çoğu yerin benzer özellikte ve temiz,güzel olduğu.O yüzden pek endişe etmeyin.

Otelimize göre bir hayli büyük olan valizimizi ıkına sıkıla merdivenlerden yukarı sürükleyip odaya bırakıp derhal dışarı çıktık ki saat gece 01:30 civarı idi.Marketlerde saat 22:00 den sonra alkol satışı yasak,ancak civardaki mekanlarda gidip biranızı vb içebiliyorsunuz.Mesela ‘’Bozca’’ ya da ‘’Bianca’’ bu güzel mekanlardan yalnız ikisi.

Ertesi sabah otelimizin anlaşmalı olduğu sahildeki ‘’Yaren Cafe’’ de kahvaltımızı ettik.Allah için iyi bir kahvaltı idi.Tam deniz kenarında hem de..

Kahvaltı sonrası Bozcaada kalesini gezdik,yol kenarında terliğine taş sıkışmış ,tıknaz kel bir beyefendinin taşı çıkaramayınca ‘’ben senin sülaleni!…’’ diye yüksek sesle başlayan cümlesi sonraki bir hafta boyunca bizi güldürdü.Küfür iyi değil ama bazı cümleler duruma olan öfkemizi göstermekte pek bir işe arıyor,biz yine de uzak duralım.

Adada Sturbucks lattesine alışkın olan damağım kahve bulamadı ama badem kurabiyeleri güzeldi gerçektende.

Hele o sokaklardaki meyhaneler,ah o rengarenk kapılı pencereli evler ve o evlerin kapısından penceresinden sarkan çiçekler.Millet boşuna aşık olmuyor buraya!

Keşke bir rum evi sahibesi bizi ‘’çocuklar buyurun bir soluklanın’’ diye davet etseydi de bir anlatsaydı bize eskileri buraları vesaire.Ama bildiğim kadarı ile ada halkı sonbahar gelse de bir rahatlasak şu kalabalık gitse diyormuş,haksız da sayılmazlar hani.

Tepeye doğru çıkınca tepede ‘’Aloha’’diye bir otel var.Manzarası müthiş,bu yazıdaki görseldeki resimdeki bendeniz ve bu resim tam o tepede çekildi.

Sonra arabamızla’’gün batımı’’ ve ‘’rüzgar gülleri’’ ne doğru yol aldık.Yaklaşık 30.000 kişinin elektrik ihtiyacını karşılayacak Türkiye’nin üçüncü elektrik santrali imiş.Tam 17 tane pervane elektrik üretiyor tepede etrafın sessizliğine karşı kendi büyülü doğal sesiyle ‘’vuuuuuuuuuu  vuuuuuuuuuuu’’ diye.

Akşam 20:00 ye dönüş bileti almıştık Gestaş dan online olarak ama şansımız yaver gitti bizi 19:00 feribotuna aldılar.

Ve devam ettik Cunda ya doğru……..

Pınar Bekci

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir