Deneyimlemeyen bilemez,seyahate gideceğiniz kişi birlikteyken gergin olmadığın,nasılsan öyle olduğun kişi olmalıdır,aksi ise bildiğin cehennemdir,,ama ne var ki bunu deneye yanıla öğreniyor insan bazen!

2004 yılında artık arkadaşlığımızın dayanılmaz boğucu kertelere geldiği , ‘’hayır’’ lafını hala kullanamadığım yıllardı ve ben bir Roma seyahatini onunla  planlamak zorunda kalmıştım.

Bu onunla son seyahatimizdi,ve bundan sonra artık asla eskisi gibi olmayacaktık.

Zor bir dönemden geçiyordu ve etrafındaki yalakalar her bir işin ucundan tutuyorlardı,ben de istemeye istemeye ya bir alışverişini yapıyor ya da bir işine,görüşmesine onunla birlikte katılıyor,ya da bir restaurantta ona eşlik ediyor ‘’olmayan’’ iyi özelliklerini öven cümleler kuruyordum..Yani ben de o yalakalardan biriydim hatta baş yalakaydım!

Bu tutumum beni öldürüyordu,ne zaman bitecekti bu berbat arkadaşlık?? Şimdi değilse ne zaman bitecekti! İçimden ‘’çatlak ve ruhsuz bir kaltaksın’’ diyemeyip ‘’bu probleme karşı duruşun örnek alınmalı’’ gibisinden laflar ediyordum.

Tasavvufa göre onu ‘’yermemekle’’doğru yapıyordum ancak,’’ayna nöronlar’’ gerçeğine göre de ortamından uzaklaşmam gerekirken orada kalıyordum.

Neyse,nasıl olduysa oldu,işte Roma daydık!.

Vatikan’a yürüme mesafesinde tarihi ama harika bir otelde kalıyorduk.Havalimanında bizi karşılayan siyah Mercedes taksiden inen otel transfer elemanı benim değil de onun valizlerine el atınca bizimki bundan pek hoşlandı hatta kahkahalarla güldü.Benim pek gülmediğimi tahmin etmişsinizdir.

Zira o yıllarda evrenden bana hizmet etmesini beklemiyor,tam tersi ben ona nasıl hizmet ederim tavrını taşıyordum,ve evren siz nasıl hissederseniz size o hissiyatı yaşatacağı durumları bulup çıkarıyordu.

Gündüz harika Roma nın akın akın turistlerle dolup taştığı mekanlarını dolaşıyor,akşam ara sokaklardaki restaurantlarda şarap içiyorduk.Fakat tüm bu eylemlerimiz boyunca ben hep yardımcı pilot pozisyonunda ve karısından azar yememek için sinerek dolaşan bir kılıbık koca hallerindeydim.

Mesela aryalar esnasında Vatikan ın ölünesi akustiğini yaşamak için ve tüm detayları beynime işlemek için şapeller arasında ,günah çıkarma odalarının etrafında ve kardinallerin mezarlarının kenarı sıra ilerleyen yollarda zaman geçirmek isterken neredeyse bir saat dolmadan İspanyol Merdivenlerinin tam karşısındaki ara sokaktaki bir mağazadan Furla marka bir çanta almak için apar topar Vatikanı terketmek beni mahvetmişti.

Anlayacağınız seyahat size resim ettiğim gibi sürerken vakit geçmiş ve gideceğimiz güne gelmiştik ki yerel marketlerden eve götürebileceğimiz Roma ya has birşeyler bulabilirmiyiz e sıra gelmişti.

Benim için asıl kıyamet bu noktada kopmuş ve bana ettiği geri dönüşü olmayan tek cümlesiyle arkadaşlığımızın daha doğrusu bana yaşattığı cehennemin ölüm fermanını imzalamıştı.O cümlesiyle uyuyan beni uyandırmış,derinlerden kopup çağlayarak gelen dev dalgaların arasında kalmış ve çaresizce durumu kabullenmek zorunda kalmıştı!

Kurtuluşum o cümlesiyle olmuştu;

-‘’Kıçlarım!’’

.

Yerel bir Roma marketinde dolanırken,o peynir senin bu şarap benim öteki dondurulmuş pizza kimin diye dolaşırken ben de Roma dan İstanbul’a valizde kokacak bir ürün götürmenin saçmalığını düşünmekteydim,mesela peynir!..beni dinlemeyerek aldığı peynir valizde kokmaya başlayınca bizi havalimanına götüren taksici kokuyu işaret ederek hangi ülkeden olduğumuz sorunca bizimki kendisine iltifat edecek zannedip sözü aldı ve ‘’from İstanbul’’ deyiverdi..taksici cevap olarak ‘’siz Avrupa birliğine üye değilsiniz ‘’dedi ve sırıttı..Ben buna peynir kokularının sebep olduğunu düşündüm,ve hala ‘’sürüye dahil olmak için yırtınmayan özgün bir ülke bizimkisi’’demediğime yanıyorum.

Marketteyken bir reçel reyonunda bana almam için işaret ettiği kavanozlara bakarak ‘’bu reçellerden alsana annenlere’’ dedi.

‘’Annem reçelin hasını yapar,sırf Roma dan getirdim diye bu reçel e ilgi duymazlar ama pinokyo oyuncağına sevinirler’’dedim.

Cevap olarak o talihsiz kelimeyi kullandı ‘’Hay kıçlarım’’!!!!

Saniyenin binde birinde yol almaya başladım,o cümlesi ile yıllardır biriktirdiğim nefret çığı kapılarımı zorladı önce ‘’ne dedin sen!??’’ diye sordum.

Benden hiç beklemediği bu çıkış karşısında kekeledi ‘’Ay pardon öyle demek istemedim ağzımdan çıktı işte,hayır ne güzel olurdu buradan bir sevimli kavanoz reçel götürmek demek istiyordum aslında!’’

‘’Bir daha sakın benim ve ailem hakkında cümle kurmaya cesaret etme’’ dedim ‘’sakın!’’

Karar verilmiş ipler kopmuştu,ondan oracıkta kurtulmuştum,ne iş bağlantımız ne şirketimin kaybedeceği para umurumda değildi,kuş gibi hafiflemiştim.Öyle ki onunla havalimanında içtiğimiz kahveden keyif bile aldım.

Karar almak,alabilmek insanı aklındakini yapamamanın ya da bir yol çizememenin cehenneminden bir çırpıda kurtarır hafiflersiniz.

Seyahatin seyahat olması için de yanında kendimiz gibi olabildiğimiz insanı seçmemiz gerekir.

Hayatınız gezip görmek ve bundan keyiflenmek olsun..

Sevgilerimle,

Pınar Bekci

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir