Hiç unutmam bir ön muhasebeci iş ilanı vermiştik çok başvuru olmuştu.

İşin tanımı ise,ürünlerini depoladığımız müşteri kendine ait malları sattıkça bize gönderdiği datalarla irsaliye oluşturup faturasını kesip sevkiyata hazır hale getirmek gibi bir şeydi.

Şirketteki en büyük ve en ürkütücü makam benim odam olduğundan ön görüşmelerini bana yaptırıyorlardı hep,

‘’Benim şu işim var sen görüşsen?? Hem sen ne istediğimizi daha iyi biliyorsun!Üstelik çenen de kuvvetli..

Biri size bu tür bir şey söylerse bunun karşılığını vermelisiniz.

İş başvurusu formunu dolduranlardan sırasıyla sekreterimin içeriye aldığı adaylarla görüşmeye başlamıştım.

Sıradaki kişi 35 yaşlarında ,kısa boylu,güdemen yani hafif tombul,beyaz tenli kısa küt saçlı,markete giderken bize uğramış gibi görünen ‘’buyur abla’’ diyeceğiniz bir bayan idi.

Kapıdan içeri girince diğerlerinin yaptığı gibi direkt bana bakıp selam verip gülümsemek yerine,bir eli kapının tokmağında kafasını sağa sola ve tavana çevirerek gözleriyle etrafı taradı.

Bir an acaba bu odayı biri ona ‘’artık burası senin’’dedi de buraya mı gönderdi diye düşünmedim desem yalan olur.Ancak şirket ortağı olduğum için buna pek ihtimal veresim gelmedi.

Yürüyüp masama yaklaştı ama o esnada sürekli etrafı inceledi,yüzünde asla bozulmayan bir ifade ile.O ifadeyi tarif edemeyeceğim ancak şunu söyleyebilirim o ifadeye bir isim takmak gerekse bu isim ‘’ifadesiz’’olurdu.

Birşeyler mırıldanarak usulca koltuğa ilişti,hatta kalkıp bidaha oturup iyice yerleşti.O mırıldanmanın selam vermeye dair birşeyler olabileceğini varsayarak gülümseyerek ‘’hoşgeldiniz’’dedim.

Ağzından çıkan ilk söz ‘’burası nasıl bir işyeri,anonim şirket mi limited mi,kaç yıllık bir işletme’’oldu!

Bunları duyunca güvenliği çağırıp kibarca ‘’hanımefendiye çıkış için yardımcı olun,yanlış gelmiş’’demek isteğimi bastırıp,’’dilerseniz önce siz kendinizden bahsedin,çünkü biz iş başvuru formunda kısaca bu sorularınızın cevaplarını daha sizi tanımadan vermiştik’’dedim.Hatta gülümsememi bozmadım da..

Daha doğrusu beynimin,suratımın gülümseme pozisyonundan ‘’bu kaslar çalıştığına göre demek sahibimin modu iyi o halde bende buna göre hormon salgılayayım’’demesini sağlamak istedim,aksi takdirde ‘’savaş ya da kaç’’pozisyonuna girersem ben sözle tartışamayan biri olduğumdan kabalaşabilirdim.

Nihayet konuşmaya tenezzül ettiğinde bir şirkette 12 yıl muhasebe müdürü olarak çalıştığını,babasına bakmak için işten ayrılmak zorunda kaldığını ve hala eski işyerinden kendisini arayıp bazı konularda yardım aldıklarını öğrenebildim.

O an anladım ki tüm bu tavırlar onu önemsememi istediği içindi,çünkü o kendini yeterince önemseyemiyordu.İçimde merhamet duyguları kıpırdadı.

İşin detaylarını anlattım,hatta ‘’sizin tecrübelerinize göre ,bizim iş çocuk oyuncağı’’bile dedim.Onu mutlu etmek istedim.Pek istifini bozmadı, artık neye kilitlendiyse ,o kilidin anahtarının ne olduğunu Allah bilirdi.

Tüm bu iyi niyetim ‘’ne kadar ciro yapıyor burası’’diye sorunca,daha doğrusu soru değil de sorma şekli yüzünden bu defa zıvanadan dedikleri kapıdan çıkıverdim.

Gerisini yazmayacağım,ancak bu ablayı işe alsaydım emin olun her kafasına taktığı  konuda gelecek kendisini ve arkadaşlarını savunacak,nutuk çekecek,bir türlü bitmeyen bir görüşme ile meselenin hiçbiryere bağlanamadığı korkunç tartışmalar yaşayacaktık.

Aramızda ‘’anlayış’’bağı kurulamamıştı.Ve bilinçaltına inen bu olumsuz düşünceler kendisini nasılsa eylem olarak gösterecekti.

Bu sebeplerden görüşmenin sonunda ‘’kendisini üzmek istemediğimizi,işimizin kendisini tatmin etmeyebileceğini’’bildirdim.

Toparlanıp giderken çuval gibi çantasının açık duran ağzından bir sürü ilaç kutusu ve bir adet portakal gözüme çarptı.Onun evine gidip babasının hasta yatağına büyük bir mutsuzlukla yaklaşarak ‘’baba ilaçlarını getirdim’’dediğini duyar gibi oldum.

Keşke aklından geçenleri başka türlü ifade edebilseydi,keşke aklımdan geçenleri ona başka türlü izah edebilseydim.

Tüm burada anlattıklarımdan bir iş görüşmesinde işe kabul edilmek istiyorsak beklentilerimizi o işyerini küçümseyerek,ya da daha başka,gerçekle örtüşmeyen şekillerle ifade etmek yerine açıkyüreklilikle söyleyerek karşımızdakinin buna çözüm üretip üretemeyeceğine bakmamız lazım gerçeği ortaya çıkıyor.

Elbette bir iş görüşmesinde üzerinde konuşulacak çok fazla husus var.Biz sadece diyalogların görüşmeyi nasıl tıkayabildiğine bir örnek olarak bu anımızı naklettik.

Umarız bir fikriniz olmuştur.

Sevgiyle

Pınar Bekci

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir