UZEL TRAKTÖR MACERASI BİR KIZIN FİNANSAL ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KAZANMA MÜCADELESİ

Yıl 1997 idi ve her nasıl denk geldiyse randevuyu fırtınalı,yağmurlu ve soğuk bir güne vermişlerdi.Uzel Traktörün yeri Bayrampaşa’daydı ve öncelikli mesele oraya nasıl ulaşacağımdı.

‘’Yeni Türk Ekspres’’isimli kargo firmasını kurmuştum ve kafamda sıcak ofislerinde neşeyle koşuşturan çalışanların olduğu bir işyeri resmi ile Zeytinburnu ambarlar sitesinde başka bir adamın işyerinin üst katında bir köşeye sığınmış üç kişiydik ve üşüyorduk.

Sıklıkla çay içiyorduk,bu kaçınılmaz olarak çişimizi getiriyordu ve tuvalet beş altı blok ötedeydi ve emin olun o tuvaletten tecavüze uğramadan kaçmanız mucize sayılırdı ve bunun olması için kadın ya da erkek olmanız farketmezdi.

Ben her daim olduğu gibi iyi konuşuyordum,yıllar sonra kendim hakkında öğrenerek aydınlanma yaşadığım ‘’mükemmeliyetçilik’’sebep,kendimi başarılı ve güçlü bir şirketin sahibi olarak resmediyordum,daha doğrusu mükemmeliyetçilik gereği ‘’öyle olunması gerektiği’’düşüncesiyle telefonun öbür ucundakini uyuşturabiliyordum.

Randevuları şirketlerden böyle alıyordum ama gerçeği bilen diğer yanım ağzımdan çıkana inancımın olmamasını sağlıyordu ve tökezlememe bu sebep oluyordu.

Mesela kırk araçlık filomuzun olduğunu söylediğim bir ilaç fabrikasına (Kurtsan İlaçları) mal almak için sallanan kafasıyla ortalığı ayağa kaldırarak duman atarak yürüyen daha doğrusu zor yürüyen bir bedford kamyonetle gittiğimizde yönetim tarafından depo kapısının görünmediği gerçeğine sığınmaktaydım.

Uzel Traktör randevusunun konusu ‘’Traktör Taşımaları’’ idi ve bu iyi bir filo ve iyi bir finans gücü gerektiren bir iş idi.

O sabah Ahmet abi ile ikimiz, benim sol teki arka sol taraftan su çeken kolej tipi ayakkabılarım ayağımda olduğu halde E5 den bir DOLMUŞA bindik.İçerisi fazla kalabalık değil idi ama yılgınlık kol geziyordu,günü geçirmeye çabalayan bir avuç insanla aynı yönde ama farklı hayallerle ilerliyorduk.

Dolmuşdan indikten sonra yağmurdan korunmaya çalışarak atlaya zıplaya yolun karşısında işletmeye kendimizi atmayı başardık.

Bilirsiniz,nizamiyedeki görevli gelen insanın profilini saniyesinde çıkarır,ezik ayakkabılarınıza ve az önce dolmuştan saçlarınıza bulaşan yılgınlık kokusuna bakarak notunuzu verebilirler,onlardan kaçamazsınız.

İçeri girmemize müsaade edildiğinde resepsiyonda duran ve gelen herkese gülümsemesi öğütlenmiş görevli bayan bize biraz oturmamızı işaret etti.

Bu bize ıslanarak mahvolmuş saçlarımızı düzeltmemiz için biraz zaman verebilirdi ama görevli bayan bize ‘’buyurun ‘’ diyerek asansörü işaret edip kaçıncı kata çıkacağımızı bildirdi.

Bizi kabul eden bayan yöneticinin adını bir türlü hatırlayamıyorum ama iyi yürekli biri olduğunu anımsıyorum,zira saklamaya çalıştığımız çamurlu ayakkabılara bakarak kendimize ait bir otomobil ile gelmediğimizi anlamış,değil bir tane traktörü bir zarfı bile taşımaya zar zor yetecek bir gücümüz olduğunu görebildiği halde bizi utandırmamıştı.Belki de o kadar net görememişti durumumuzu ama ben biliyordum,önemli olan buydu!.

Hala o yıllarda neden o tür görüşmelere ve yapamayacağımız işlere soyunduğumu düşünürüm.Sanırım masallara inanıyordum.Filmlerdeki gibi bir dönüm noktası yaşayacağımı ve bununda bu ya da öteki işletmelerden biri ile olacağını düşünüyordum.

İşte bu düşüncem sayesinde paraya ulaştım,çünkü aksini düşünmüyordum,bu yüzden de gerçekleşiyordu..ama bilmediğim diğer şeyler yüzünden tüm o parayı kaybedecektim ve bilmediklerimi öğrenmem için ağır bedeller ödeyecek ve en sonunda öğrendiğimde yaşamın gerçekten de bir MASAL olduğunu yani HAYAL den ibaret olduğunu daha da doğrusu UYUMAKTA olduğumuzu ve ÖLÜNCE uyanacağımızı anlayacaktım….

 

Sevgiyle

Pınar Bekci

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir