Kendimi kocaman ofisimde cesaretle otururken göstermenin dışında insanlarla yakınlaşmadığım için kimse gerçek yeteneklerimi(yeteneksizliklerimi) bilmiyordu.

Şirket yönetiyordum ve hakkımda ne kadar az şey bilinirse o kadar sınırlarımı korurdum ve o kadar sözümü dinletir ,ciddiye alınırdım.

İşte böyle düşünüyordum.

Çünkü;

Örneğin;Yüzme bilmiyordum,akıcı bir yabancı dilim yoktu,trafikte çok usta değildim,müzakerelerde kızarıyordum,pratik çözümler üretemiyordum,kırılgandım,sinirliydim,ticarette iyi değildim,mükemmelci bir yapıya sahip olmam herşeyi zorlaştırıyordu,kendimi de pek beğenmiyordum.

Zaman içinde bu yönlerimin farkındalığında olmak bana bunları düzeltme,iyileştirme ve mükemmelleştirme şansı verdi.Biri hariç;’’YÜZME’’

Sudan kuduz gibi korkuyor,bazen okyanusa sürüklendiğim rüyalar görüyordum.Ancak bunlarla başa çıkıyordum çünkü benden başka kimse şahit olmuyordu bu içsel debdebelerime.

Ta ki aşık olup günlerden bir gün deniz tatili yapmak isteyen sevgilime ,tatile gitmemek için üretecek bahanem kalmayıncaya kadar!

Herşey hazırdı,Aydın Doğan ın Bodrum daki tesisi ‘’Işıl Club’’a yola çıkmıştık.

İster inanın ister inanmayın uçakta oturduğum süre boyunca cebinde uyuşturucu taşıyan bir kurye kadar gergin ve kederliydim.Zira foyam ortaya çıkacak rezil olacaktım.Acaba kakılmış gibi suya bodoslama dalsam birdenbire sırtüstü yüzmeye başlar mıydım???

Otele gece ulaşmıştık,bizim villamız geniş ferah,pek zevkli ,bahçeler arasından ulaşılan harika bir yerdi.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra vakit gelmiş mayolar giyilmiş,aşırı sıcağın hiç de yardımcı olmadığı bendeniz içsel terleme ve tedirginlikle havuz kenarına doğru yola çıkmıştım.

Deniz dururken havuza kim girer diyenler için söyleyeyim o kişi o yıllarda benim sevgilim idi!

Deniz olsa arada kaynayacağım belki ama havuz!

Yuvarlak bir alanın etrafında herkesin o yuvarlağın içinde olan bitene baktığı bir cehennem çukuru!

Aklımdan türlü bahaneler geçiyor,regl oldum,karnım ağrıyor,ah gözüm vah g.tüm veya havuzu sevmem,veya…daha da korkuncu ‘’şu kıza niye baktın’’ kavgası!..

Sevgilim son derece olgun,son derece yakışıklı,son derece uzun boylu,son derece güzel gözlü,son derece karizmatik,cennet gibi gülüşü olan,dünyanın en güzel adamı..kavga çıkarma seçeneğini devreye sokmak zor olmadı.

Havuzun kenarından süzülerek gelen iki adet 17 lik Fransız turist sümüklüsüne bir an gözleri kayınca zavallının ensesine atlayıp nefesini kesmeye çalışarak tüm gerginliğimi açık ettim.

Üstelik meseleyi uzattım,kan davası haline getirdim.Önce kendini savundu,sonra alttan alıp espri yapmaya çalıştı,sonra beni öpmek istedi,ama ben yoldan çıkmıştım ve tüm azgınlığımla reddediyor ve demediğimi bırakmıyordum.

Herşey yarım saat içinde oldu,eşyalarını ortak kullandığımız valizden alıp bir Migros torbasına doldurup beni orada bırakıp uçağa binip İstanbul’a döndü.

Aslında sadece yarım saat falan dayansaydı ağzımdan saçılan köpükler duracaktı,sakinleşecektim.

Aramızda çok büyük bir aşk olduğu için ben bunu yıllarca sürdürdüm o bana yıllarca katlandı,ta ki bir gün başıma çok büyük felaketler gelip hayatım değişince kendimi yeni baştan yaratmaya,hayatın tüm gerçeklerini öğrendikten sonra,kendimi çözüp samimiyetle kendim olduğum yıllarda bir deniz tatilinde sevgilim bana yüzme öğretinceye kadar!

Ne kadar kolaymış,ve ne kadar zevkli..

Bana katlandığı için ona minnettarım,beni sevmekten vazgeçmediği için,beni zorlayarak itiraf ettirdiği için,beni hayata zorlayarak alıştırdığı için,karşıma çıktığı için ve bu kadar yakışıklı olduğu için!

Çok şükür Allahım,bana nasıl da öğrettin bilmediklerimi,kimlerin dilinden konuşarak,kimlerin omzuyla destek olarak,,ve biliyorum aslında yokum,varlığım senin varlığınla mümkün,sadece sen varsın ve yokluğumla ben de O’nun gibi gurur duyuyorum!

Sevgiyle

Pınar Bekci

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir